|
“Oturmak , düşüncenin başlangıcıdır.” Egem UZER - Yüksek İçmimar
 “Oturmak , düşüncenin başlangıcıdır.” der Yunanlı filozof. Düşünmek kesintisiz devam eden bir kavram olarak tanımlanırken, oturma eylemi insan vücudunun olabilecek en rahat halini bulduğu zaman gerçek tanımını bulur. Antik çağlardan beri süre gelen bu arayış, günümüzde ergonomi bilminin ışığında en ideali bulmanın peşindedir. Endüstri devrimi ile beraber endüstrileşen elemanlarda, değişik malzeme ve form anlayışı gelişmiştir. Tasarımcı: Duygular, esinler, ergonomi, örgütlülük, malzeme, teknolojik gelişme, işlev, nüfus, yeni gereksinimler ışığında; Üretici: Kolay üretim, kar, taşıma kolaylığı, rekabet, depolama faktörlerini, sosyal olgular, moda, güvenlik ve malzeme bileşkesi ile; Tüketici ise sosyal olgular, moda, ekonomi, konfor, değişen gereksinimlerle bileşkesinde ve çevre uyumunda kesişmek zorundadır ki gelecek dönemlerde yeni tarz ve akımlar olarak devinimini yitirmeden karşımızda yerini alabilsin. Oturma kültürü Mısırda başlar taş veya masif oyma oturma eylemine hitap eden ürünler yaşam içinde fonksiyonlar çeşitlendikçe farklılaştı (yemek, oturma, dinlenme, çökme, uzanma, yatma vb.) sonrasında krallar isim verdi, marangozlar yaptı. Binlerce çeşitliliğin içinde devindi durdu. Oluşan yeni akımların, tasarımcılar ve sanayi devrimi ile gelişimi arttı. Kısa bir bakış içinde özetlersek: MÖ 5000 Mısır-Roma,10.yy, derken Rönesans, 16. ve 17. yüzyıldan itibaren Louis, Tudor, Queen ann (resim:1), İngilizlerin Sharaton ve Chependale tasarımları yer almakta idi.... 1880’ lerde John Ruskin idealizmi; ’’arts and crafts’’ sanatlar ve zanaatlar akımını tasarım dışı taklitlerle ortaçağın köy kökenli mobilyalarını çağrıştırır. 1890’lar Amerikasında dini kökenli Shakers akımı kullanışlılığı ve dayanıklılığı öne çıkarmıştır. Ama pragmatizmi savunan yalınlığı, basitliği asla estetik görüşten kaçınarak başarılmayacağı fikriyle William Morris; eğrisel, bitkisel formları heykelsi bir güzellikle fonksiyona yansıtan Henry Van de Valde’nin art nauveau akımında; sürrealist mimar Antonio Gaudi’de eğriselliğe bir başka tat ve kişilik geliyor. İskoç mimar Charles Rennie Mackintosh (resim:2) ana motiflerini geometriye (kare,dikdörtgen) endeksliyor. Müthiş Hill Hause sandalyesi böyle doğuyor. Frank Llyod Wright (resim:3) sandalyede metal borularla endüstri çağındaki ölümsüz yerini alıyor. 19.yy sonunda ısı ve nem uygulanarak buharda döndürülen ahşap formlar ile Michael Thonet ‘in ünlü sandalyesi ve diğer ürünleri 21.yy’a dek hala vazgeçilemeyenlerin başında yer alıyor. Rahatlığı, güzelliği ve fonksiyonelliği ile birer mucize gibiler. 
Hollanda da ortaya çıkan De Stijl akımı geometrik biçimleri çarpıcı ana renklerle altını çizerek dizayn ediyor. Gerrit Rietvelt’in 1918 “red and blue” ve 1934 kiraz ağacının güzel kızıllığındaki “zig zag” (resim:4)çok ünlüdür. 1911’de Walter Gropius, Alman Bauhaus okuluyla endüstriyel üretimi mobilya ve sandalyeye taşıdı. Adeta sandalyenin dönüm noktasını oluşturan bir dönemi başlatmış oldu. Marcel Breuer’in ünlü “wassily” , “s” ve Barcelona fuarı için tasarladığı koltuğu ;Mies Van der Rohe’nin 1927 çelik boru ve kösele ile tüm formlarını alt üst edip; formu, konfor ve şıklığı ile şaşırtıcı bir halde dengeledi. (resim:5) Fransız Le Corbusier çeliği ünlü dinlenme koltuğu ile hayatımıza soktu. 1936’larda Finlandiyalı Alvar Aalto artık kalıpta ısıyla bükülmüş kontraplakları (laminasyon tekniği) İskandinavya’ya özgü bir yalınlıkla günümüz de bile vazgeçilmez konuma getirmiştir. 1950’ler Charles Eames ABD’de polyester ve metalde oldukça konforlu koltuk ve kanapelere imzasını atıyor. 1968’ler uzay çağı İtalyan Zanotto firması pvc (poli vinil clorür), pneumatik (şişme sistemler pneu-design) ile Joe Colombo, Verner Panton (resim:6) gibi ünlü tasarımcıların eserleri ile şeffaf bir yumuşama süreci başlamıştır. Büyük tasarımcılar, idealist, radikal veya reformist tasarımlar ve dahi insan, ürün, fonksiyon bileşkesi derken memphis akımı daha duygu yüklü, insancıl ve eğlenceli neşeli ürünler getirdi ortaya...pleksiglass, plastik,laminatlarla çocuksu neşeyi ürünlerde hissettirdi. Ettore Sottsass koltuğu (resim:7) bu yeni yaklaşımın en iddiali ürünüdür. Post modernizm’de Philippe Starck’ın sehpa olabilen sandalyesi ”lola mundo” (resim:8) William Sawaya tasarımı kösele metal “tarzan” sandalye, Chi Wing Lo ‘nun aro’su geometrik dengenin en çağdaş örnekleridir. Yine 20.yyda primitizm, naturalizm, art deco ve hatta doğa esintileri ile simetrinin yokoluşu objenin özgürlüğü yepyeni bir akım oluşturdu. Riccardo Dalisi’nin “pavone”'si (resim:9) metalin, doğa ile yorumlanışının uyumlu valsını içerir. “Cennet bulunduğun yerdir’’ demiş Voltaire. Bu büyüleyici tasarım ürünlerine sahip olmak büyük bir ayrıcalık, aynı zamanda da büyük bir ekonomik güç gerektirmektedir. Oysa Thedore Rosovelt’in dediği gibi “elinde olanlarla, bulunduğun yerde, elinden geleni yap’’  Önerilerim: Sandelyenin ergonomi, fonksiyon ve mekanla bütünlüğünün yanısıra önemli bir hususta bu objelerin bakımı ve temizliğidir. Ülkemizde tekstil ürünleri çok geliştiği için kir ve leke apreli, yanmaz apreli pek çok kaplamalık kumaş kullanıldığı gibi suni ve hakiki deri de son derece rahat önerilebilinir… Buna rağmen; iklim koşulları bu seçimi etkiler. Mekanın ağırlığı ve dekorasyon birlikteliği neyi gerektiriyorsa özgürce seçilebilir.... ama tabiyatı ile, tamamen doğal malzeme, yani ahşap bir finish, hiç kuşkusuz en kolay korunabilendir. Kir leke apresi sonradan da uygulanabilir....Bu işte koruyucu kimyasallar (remo) kullanılmalıdır. Bar ve restoranlar gibi ticari mekanlarda kullanılan sandalyelerde; işlev gereği sandalyeler daha çabuk kirlenir. Bu tip yoğun kirlenmeye maruz kalacak sandalyenin, bünyesi ile birlikte olanlar değil, çıkabilen fontlara sahip ürünler tercih edilmelidir...Böylece büyük nakliyeler gerekmeden, yanlızca fontlarda döşeme değiştirilerek problem giderilir.
Hollanda da ortaya çıkan De Stijl akımı geometrik biçimleri çarpıcı ana renklerle altını çizerek dizayn ediyor. Gerrit Rietvelt’in 1918 “red and blue” ve 1934 kiraz ağacının güzel kızıllığındaki “zig zag” (resim:4)çok ünlüdür. 1911’de Walter Gropius, Alman Bauhaus okuluyla endüstriyel üretimi mobilya ve sandalyeye taşıdı. Adeta sandalyenin dönüm noktasını oluşturan bir dönemi başlatmış oldu. Marcel Breuer’in ünlü “wassily” , “s” ve Barcelona fuarı için tasarladığı koltuğu ;Mies Van der Rohe’nin 1927 çelik boru ve kösele ile tüm formlarını alt üst edip; formu, konfor ve şıklığı ile şaşırtıcı bir halde dengeledi. (resim:5) Fransız Le Corbusier çeliği ünlü dinlenme koltuğu ile hayatımıza soktu. 1936’larda Finlandiyalı Alvar Aalto artık kalıpta ısıyla bükülmüş kontraplakları (laminasyon tekniği) İskandinavya’ya özgü bir yalınlıkla günümüz de bile vazgeçilmez konuma getirmiştir. 1950’ler Charles Eames ABD’de polyester ve metalde oldukça konforlu koltuk ve kanapelere imzasını atıyor. 1968’ler uzay çağı İtalyan Zanotto firması pvc (poli vinil clorür), pneumatik (şişme sistemler pneu-design) ile Joe Colombo, Verner Panton (resim:6) gibi ünlü tasarımcıların eserleri ile şeffaf bir yumuşama süreci başlamıştır. Büyük tasarımcılar, idealist, radikal veya reformist tasarımlar ve dahi insan, ürün, fonksiyon bileşkesi derken memphis akımı daha duygu yüklü, insancıl ve eğlenceli neşeli ürünler getirdi ortaya...pleksiglass, plastik,laminatlarla çocuksu neşeyi ürünlerde hissettirdi. Ettore Sottsass koltuğu (resim:7) bu yeni yaklaşımın en iddiali ürünüdür. Post modernizm’de Philippe Starck’ın sehpa olabilen sandalyesi ”lola mundo” (resim:8) William Sawaya tasarımı kösele metal “tarzan” sandalye, Chi Wing Lo ‘nun aro’su geometrik dengenin en çağdaş örnekleridir. Yine 20.yyda primitizm, naturalizm, art deco ve hatta doğa esintileri ile simetrinin yokoluşu objenin özgürlüğü yepyeni bir akım oluşturdu. Riccardo Dalisi’nin “pavone”'si (resim:9) metalin, doğa ile yorumlanışının uyumlu valsını içerir. “Cennet bulunduğun yerdir’’ demiş Voltaire. Bu büyüleyici tasarım ürünlerine sahip olmak büyük bir ayrıcalık, aynı zamanda da büyük bir ekonomik güç gerektirmektedir. Oysa Thedore Rosovelt’in dediği gibi “elinde olanlarla, bulunduğun yerde, elinden geleni yap’’ Önerilerim: Sandelyenin ergonomi, fonksiyon ve mekanla bütünlüğünün yanısıra önemli bir hususta bu objelerin bakımı ve temizliğidir. Ülkemizde tekstil ürünleri çok geliştiği için kir ve leke apreli, yanmaz apreli pek çok kaplamalık kumaş kullanıldığı gibi suni ve hakiki deri de son derece rahat önerilebilinir… Buna rağmen; iklim koşulları bu seçimi etkiler. Mekanın ağırlığı ve dekorasyon birlikteliği neyi gerektiriyorsa özgürce seçilebilir.... ama tabiyatı ile, tamamen doğal malzeme, yani ahşap bir finish, hiç kuşkusuz en kolay korunabilendir. Kir leke apresi sonradan da uygulanabilir....Bu işte koruyucu kimyasallar (remo) kullanılmalıdır. Bar ve restoranlar gibi ticari mekanlarda kullanılan sandalyelerde; işlev gereği sandalyeler daha çabuk kirlenir. Bu tip yoğun kirlenmeye maruz kalacak sandalyenin, bünyesi ile birlikte olanlar değil, çıkabilen fontlara sahip ürünler tercih edilmelidir...Böylece büyük nakliyeler gerekmeden, yanlızca fontlarda döşeme değiştirilerek problem giderilir.
|