Sandalye Evi
30 Temmuz 2010, Cuma
 SandalyeEvi
Konu Su idgsa mezunlarının sergisi Yazdır E-Posta
Hazırlayan Egem Uzer   
06 Ocak 2009, Salı

Bir mesajınız var! Konu:SU

Image

Resim,Fotograf,Heykel,Seramik sergisi 6-24 Agustos tarihleri arasında Tepe Nautilus'da... Şirket müdürümüz Seramik sanatçısı Kutay Uzer Akademili arkadasları ile karma sergide Konusu hakkındaki mektupları sanat dili ile paylaşıyor.

“Suyun bir mesajı var. Umarsızlıkla görmezden gelemeyeceğimiz bir mesaj…Bu ve pek çok güzel sanatlar dalında mektuplarımızı okumaya davet ediyoruz”. 2009'un ilk günlerinde 2-16 Ocak Taksim Sanatta  mesaj ve mektuplarını güzel sanatlar dili ile paylaşmışlardı. Kimler mi? idgsa80’li yıl mezunları şimdiki adı ile MSGSÜ mezunu 16 arkadaş Ali Ayyıldız,  Ayşe Pınarlı, Cahide Erel, Çetin Özer,  Ertuğ Atlı,  Ferhan Tunçer, Günseli Toker,  Hakan Kürklü,   İldem Arabacıoğlu, Kutay Uzer, Mustafa İlik, Mediha Aşkın, Meral Pekün, Nesteren Silivrili, Recep Baydemir,  Refik Tiniş, Vildan Baydemir; diyorlar ki….
‘İnsan doğanın bir parçasıdır. O nedenle insanın yaratıcılığı doğanın yaratıcılığının bir parçasıdır. Doğa, İnsanda kendi bilincine varır.’... FICTHE’nin bu sözleri hiç şüphesiz bizim bu işe girişmemizdeki en önemli faktörleri sıralıyor, gözler önüne seriyor. Yüzyıllarca insanoğlu olarak yeryüzünden sürekli çaldık.

Image

 Sonuçları geç fark etsek de geride çok kirlenmiş, çalınmış, değerlerini yitirmiş zavallı bir dünya kalmış. Bizler hala eli kolu bağlı seyirciyiz bu talana, bu vahşete, bu yozluğa…Ama yüzyıllardır fark etmediğimiz bir gerçek var ki, yaşamın ilk temel varlığı “su” bizimle konuşuyor. İlk atmosfer şartlarında su olmasa idi ilkel koaservatlar canlı oluşumun ilk basamağı ile ortaya gelmeyecek ve canlılık olmayacaktı. Evrim basamakları canlıların sudan,  karaya, havaya dağıldığını ispatlıyor bize. Her şeyi sunan yeryüzü, su ile var. Canlılık su ile var olmuş. Cenin, su içinde oluşuyor. Damarlarınızda kan adında bir iç deniz coşku ile akmasa hayat sürebilir mi? Denizler, okyanuslar olmasa nasıl bir yaşam olurdu? Yokluğunu bilmediğimiz şeyleri anlamamız olanak dışıdır. Böyle susuz bir imajinasyon, algılarımız dışı bir durumdur. Ama gerçekten, artık fena halde, hızla bu korkunç son geliyor. Biz hiçbir şeyi umursamazsak, bedava bulduğumuz bu güzel yaşam, suyun bizi terk etmesi ile son bulacak. Terk etmeye başladı bile. Şimdi de onun uğruna savaşlar başlamak üzere… Yine tahrip, yine acı, koskoca bir hiç.
Yağmur dualarını düşünüyoruz. Gerçek insanların, Kızılderililerin bunu bizden 300-500 yıl önce fark edebilmesi ne acıdır. Onlar, doğada hazır bulduklarına şükranlarını sunarak her fırsatta teşekkürlerini, dualarını eksik etmediler. Ama medeniyet bunu görmezden geldi. Her vesile ile savaştık, her neden ve de nedensizlikle yerleri kazıdık, yıprattık, hoyratça katlettik. İnsanlık olmasa Dünya bir bu kadar ömür daha el değmemiş kalacaktı. Oysa artık büyük bir keşif var ki “su bir hafızaya sahip” ve bizlere son gücü ile “bir mesaj ulaştırmak istiyor”. Bu mesajı okuyabilmek güzel sanatların alanlarındaki diliyle doğanın bilincini içselleştirmek ve bunu tüm dünya ile paylaşmak arzusundayız. Bu sergi en çok bu bilinci ve suyun bu mesajını iletmek için izlenmelidir.

Image

Doğanın ve yaşamın mucizesini anlamak için SU’yu bilmeliyiz. Su bize evreni anlatacaktır. İnsan eli değmemiş akan devinen özgür sudan bahsediyoruz, doğal olarak. Sterilize edilmiş, klorlu musluktan akan ya da durgun su değil konumuz. Hareket eden, değişim içindeki, akıştaki, özgür ve katışıksızlık anlattığımız. Durgun su ölüdür. Devridaimi olmalıdır. Hasta bedeni düşünelim kan akışı yavaşlayıp durduğunda çürüme başlar. Beyne giden sıvı akımı aniden dursa ölüm gerçekleşir. Hayatın kaynağı su, hareketlidir. Enerjiyi iletir. Kurşun zehirlenmesi olayında bedenin kendini iyileştirme gücünden faydalanmak için minumum dozda kurşun katılarak tedavi edilir. Su bilgiyi kopyalayıp hafızasında tutarak iyileştirici enerjiyi sağlar. Eski yunan mitolojisinde suyun korunmasının önemini anlatan öyküler doludur. Büyük saygı vardı suya. Poseidon denizler tanrısı her işin ve isteğin belirtisinde anılırdı. Onun kızgınlığından korkulur, ona sevgi ve şükranlar sunuldukça da donanımlanırlardı
Suyun hafızası var ona ihanet etmeyelim!
Çünkü o bilinen en eski kaynaklara göre sevgi ve şükranı anında iletebilir.
Su, dört elementin en yenilikçi olanıdır. Quantum fiziğiyle ilgileniyorsanız, İki yıl önce gösterilen 'Ne Biliyoruz ki' What the Bleep do We Know? filminin bir küçük ayrıntısını hatırlatalım: Metro istasyonunda geçen sahnede Japonya'dan, Prof. Masaru Emoto'dan donan su molekülü halleri hakkında fotoğraf sergisi izlemiştik. Zihinsel uyarıcı uygulanmış bir dizi çalışmasının gösterisiydi bu: Teşekkürlerini,  şükranlarını, dualarını, sevgilerini sunduğu su şişesinin yanı sıra ‘senden nefret ediyorum’ yazılan su şişesinde ki -5 derecede ki  dondurulmuş moleküllerin durumunu gözler önüne serdi. Bunu mikroskobun karanlık alanıyla fotoğrafladı. Ortaya çok değişik geometriler çıktı. İyi dilekliler düzgün bir geometriye, kötü niyetlilerse karmaşık bir yapıya sahipti. Ayrıca su dolu şişelere, iki hoparlörden bir insanın normal koşullarda dinleyebileceği bir tonda müzik dinletilmişti. Işıklı berrak melodisi ile Beethoven’in Pastoral Senfoni’si, son derece biçimlenmiş harikulade bir kristal vermişti. Ulvi güzelliğe övgü olan Mozart’ın 40.Senfoni’si son derece zarif ve yalın bir kristal vermişti. Chopin’in opus 10 serisinden 3 numaralı etüdünden doğan kristalse olağanüstü ayrıntıları ile baş döndürüyordu. Vivaldi’nin 4 mevsimi ayrı birer güzel kristali oluşturdu. Hiç biri birbirine benzemeyen. Tam aksine heavy-metal müzik dinlettiğinde ya kırık dökük parçalı kristaller ya da, en iyi koşullarda,biçimsiz kristaller oluyordu.Yani suda bir hafıza vardı.  Dünyamızın ve vücudumuzun %75'inin su olduğunu aklınızda tutarsanız, eğer düşünceler suya bunu yapabiliyorsa... Bizim düşüncelerimizin bize ne yapabileceğini hayal etmemizi sağladı. 
Kesinlikle düşünce tek başına su yardımı ile bütün vücudu hatta dünyayı tamamıyla değiştirebilir. Bozulan dünyamız için bir şeyler yapmayıp, yaralı ruhları iyileştirmedikçe, fiziksel acılar çeken insanlarda azalma olmayacaktır. Asıl bozulma ruhun bozulmasıdır çünkü. Bu darbe etkisini tüm evrene gösterir. Tıpkı göle düşen bir damlanın sonsuza açılan halkaları gibi… Her zaman bir umut var aslında… Bu bozulmayı durdurmanın yolu “sevgi ve şükran”dan geçiyor. Su bize yaşamı nasıl kavramamız gerektiğini anlatıyor… Asıl mesaj bu ve insanlık bilmeli, sevgi ve şükranlarını söyledikçe iyi dönüşümler iyi kristaller hasılı  iyileşmeler olacak. Yeniden yeşerirken iyi ve umutlu mesajları iç denizlerimizde coşturdukça eski güzelliğine verimine kavuşacağına hiç şüphe yok. Su, bize yaşamı iyi kavramamızın mesajını yolladıkça her bireyin hücresinden evrene akan heyecanı paylaşacağız. KONU:SU  izlenmeye, takip edilmeye değer bir sergi olacak. Heyecanı paylaşabilmek için izleyin
Ya görmezden gelmeye devam edilirse neler olabilir?
Tam bir felaket bu kayıtsızlıkla oluşmakta ve oluşmaya devam etmekte.
20. yy petrol için savaşılmıştı 21. yy dada su için savaşılacağı gözlerönünde.
Peki, dünyada sanayileşme oldukça, hava kirlendikçe yağmur suları da kirlenecek. Yeraltı suları da… Çevre kirlendikçe denizlerde, tankerler battıkça sanayi atıkları oldukça, okyanuslar kirlendikçe hayatın kaynağı “su” aslında ölümün kaynağına dönecek. Bu duruma bir son veremezsek,  mesajlarını iyi dileklerini, bizimde şükranlarımızı alarak, bizden evrene her şeyi enerjiye boğan kaynak (su) sonumuzu yaratacak. Çünkü bu aslında onunda sonudur. Çok geç olmadan el ele güzellikleri üretirken (sanatı) sevgi ve şükranlarımızı sunmakla ona olan borcumuzu ödemeliyiz. Bu sergi, bu sevgi ve şükranların sunumu için bir başlangıç olacaktır. Bunu anlatabilmek için el ele veren 17 adet 30 yıllık dost, okuldaş sanatçı “Konu su” ile dikkatleri çekip “Su” yun bir mesajı olduğunu ve bunu anlayabilmek, anlatabilmek ve paylaşabilmek için 2-16 Ocak tarihleri boyunca Taksim Sanatta olacaklar. Mutlaka gelin.

 
Sonraki >


REDİZAYN İÇMİMARİ DEKORASYON LTD. ŞTİ.
Fahrettin Kerim Gökay Caddesi, Pembe Köşk Sokak, No:5 Merdivenköy, İstanbul
Tel: +90 - 216 - 385 00 04 • Faks: +90 - 216 - 357 53 86
fotorama